Sayfalar

Perşembe, Temmuz 29, 2010

Mimim Geldi

Küçük prensesler ece ve defne 'nin anneleri mimlemişler beni.Çok teşekkür ediyorum.




Felsefem : Hayat kısa,mutlu et,mutlu ol.


Hayat : Birkaç saniyelik çok tatlı uyku hali.


Çocukluk: Yakantop,seksek,ip atlama,biriktirilen deniz kabukları ve "teyze ayşegül aşağı gelebilir mi" cümlesini sıkça duyduğum güzel anlarım :)

Güneş: Olmayınca aranan,olunca dert yanılan,en sevdiğim mevsimi çağrıştıran.


Gözler: Sadece görevini yerine getirerek bütün halet-i ruhiyeyi anlatabilen tek organ.


Yıldızlar: Gökyüzünün mucizevi incileri.


Güzellik: Herkesin tutkunu olduğu ama herkesin sahip olamadığı , içiyle avunulan :)


Sevgi: Bazen bir anlık vuruluş,bazen yaşanmışlıkların toplamı,bazende en derinde zaten hep olan.


Aşk: Küçük bir kızın durduk yere babasına sarılıp "seni sevyom" demesi.


Müzik: Son günlerde benim için Candan'ın "Bahar"ı.


Dost: Yakın arkadaşlarım oldu ama dostlarım olabildimi bilmiyorum.İhanete uğrayanlardan iyi durumdayım sanırım.


Para: Olmayınca aranan,olunca hala aranan,uğruna insanların feda edilebildiği,tükenmekle biten ama tüketmekten bıkılmayan enteresan bir şey.


Zaman : Bi bakmışım 30'umdayım.Bi bakmışım ölmüşüm.



Kadınlar : Yeryüzünün en duygulu,en estetik,en hassas ve en kıskanç,en entrikacı ,en geveze canlıları : )



Savaş: İnsanların açgözlülüklerinin yine insanlara ödetildiği ağır ve anlamsız bedel.



Ağlamak: Sevinincede üzülüncede başvurulan,benimde ara sıra uğradığım terapi gibi tarifsiz garip bir his.


Deniz: Ne güzeldir kokusu,dalga sesleri,pozitif enerjisi.



Ayna: Her eve lazım :)  Aynasız yaşamak nasıl olurdu acep?



Hayal: Duru'dan sonra çokça artan.


Okurken çok kısaydı ama yazarken biraz uzun sürdü :)
Aşağıdaki arkadaşların neler yazacağını merak ederekten mimliyorum kendilerini.


sirar
başak
şule
meripoint
füsun

Perşembe, Temmuz 22, 2010

2'den Sonra ve Gıcık İnsanlar



Ara ara vuran ve şurupla düşebilen ateşin sebebi tahmin ettiğim üzere azı dişlermiş.Son azılardan ilki üst taraftan ucunu göstermiş bile.Diğer tarafta bugün yarın gösterecek gibi kabarmış bekliyor.
İki yaştan sonra çıkacağını biliyordum zaten ama bu kadar erken beklemiyordum (doğumgünü ertesi :))
Ateş yok şimdi şükür,iştahıda yavaş yavaş eskiye dönüyor.

2'den sonrası güzel geçiyor onun haricinde.Dişle birleşen iki yaş sendromu son dönemde sabrımı baya zorlasada, şu sıralar pek uğramıyor.Süt liman Duru'da,dolayısıyla bende.Oynuyoruz bol bol,resim yapıyoruz,konuşuyoruz,okuyoruz,bazende yalnız takılıyoruz.Anneannede bizde onunlada sıkça gezmeyi ihmal etmiyoruz.


Benmi çok inceliyorum herşeyi yoksa bazılarındamı anormallik tam çözemedim.Salıncakta sallanırken ayağı yer ve salıncak arasında kalarak burkulan üç yaşlarındaki kız çocuğuna nasıl davranılır ?
Babası tam olarak "ben sana söylemiştim,iyi oldu" diyerek çemkirdi çocuğa,bende tip tip baktım adama hatta gidip iki tokat atasım geldi.
Çocuk ağlayarak bankta oturan annesine koştu ve ondan teselli istedi çaresiz.
Nasıl içim burkuldu ama anlatamam.Ne diye çocuk yapar bu tip insanlar.Bu şekilde yetişen bir çocuktan gelecekte ne beklenir ? Böylelerini kısırlaştırmalı...





Çarşamba, Temmuz 14, 2010

İki Bitti bile


Doktorun seni içimden çıkarıp göğsüme bıraktığı o andan bu güne kadar tam İKİ yıl geçti.
"Anne olmak bambaşka birşey" derlerdi,çok klişe gelirdi o zamanlar.Ama öyleymiş...İnsan herşeyden
vazgeçebilir ama çocuğundan vazgeçemezmiş.Şimdi annemin bizim için anlamsız bulduğum endişelerini daha iyi anlıyorum,yaşıyorum çünkü.Sen büyüyüp koca kadın olduğundada bunu yaşamaya devam edeceğim.Atsan atılmaz satsan satılmaz bir duyguymuş bu.


Ne ilginç ? Hergün kakasını temizliyorsun,gecelerce uykusuzluk çekiyorsun,sallamaktan kolların bacakların kopuyor azıcık uyusun diye,bazen hayattan kopuyorsun,sinirlerin alt üst oluyor bazen.
Bi açıdan düşününce çocuk sahibi olmak hiç mantıklı gelmiyor...Ama nasıl bir aşkla bağlanıyorsun doğunca nasıl vazgeçemiyorsun,nasıl korkuyorsun kaybetmekten deli gibi ve bir minik bir gülümsemeyle nasıl dönüşüyor bütün eziyetler tarifsiz mutluluğa.Bu nasıl bir paradoks'tur ? Yok yok "Anne olmak bambaşka birşey" kesinlikle.



Tam iki yıldır daha merhametliyim ben,daha duyguluyum,daha hassasım,daha olgunum ve daha bir sürü "daha"yım.Sen büyüdükçe daha çoook değişeceğim bende.Başka duygular yaşatacaksın bana,başka renkler katacaksın hayatıma.


Konuşuyorsun,herşeyi söylüyorsun şimdilerde,çoğu şeyi biliyorsun artık.Sen konuştukça seni reddetmekte imkansızlaşıyor.Sabahın köründe kalkıp "balıklı kitap nerdeee,oku anne üffeeenn" dediğinde ( gözlerimden uyku aksada ) nasıl uyumaya devam edebilirki bi insan.Yada bi sürü iş güç arasında gelip "çook sıkıldım anne, içeri geeel" dediğinde nasıl gelinmez iki el kanda olsa.


İyiki doğdun Bal Peteğim...
Seni karşılıksız sevmeye ve ölene kadarda seni korumaya gönüllüyüm ben.
Sana sahip olduğum için binlerce kez şükrediyorum Yaradana...

Hayata karşı hep güçlü dur,kendine hep güven.Çok başarılı olman gerekmez,ama hep gülmeyi becerebil...

Hep merhametli ol,hep yardımsever.

Seni çok seviyoruz melek kızım. 

Perşembe, Temmuz 08, 2010

Duru Deniz ve Güneş

Duru hiç denize girmemişti şimdiye kadar.Geçen sene küçük diye ve çok gaz problemi var diye biyere gitmeye cesaret edemedik.Bu senede uzun süreli tatil planı yapmayınca Duru'yu denizle tanıştırmak gerek diye düşündük.


Önce Adalara'mı gitsek diye düşündüysekte,sonra hem daha sakin olur hemde denizi daha temizdir diye Şile taraflarında Akçakese köyünde aldık soluğu.Denizi gerçekten inanılmaz temizdi,billur su gibi pırıl pırıl.
Sabah saatlerinde gittiğimizden kimsede yoktu,koca sahil bize ait gibiydi.Bizde bolca keyfini çıkardık temiz suların.Öğleye doğru aileler gelmeye başladı,ama hafta içi olduğundan yinede kalabalık olmadı. 


Duru ilk kez denize gireceğinden dolayı endişelerim vardı.Denize girmeye korkarmı,girince mikrop kaparmı,aman güneş çarparmı v.s. gibi bi yığın soru kafamı kurcalıyordu.Ama zannettiğimden daha kolay oldu herşey.Bikere denizi hiç yadırgamadı,önceleri "baba tut beni"diyerek girdi, sonraları"kendim yüzcem bırak baba" demeye başladı :) Simidinin içinde kimseye dokundurtmadan suyun üzerinde kalmak çok hoşuna gitti.
Kumların vücuduna yapışması başta rahatsız etsede sonra onada alıştı.

Şu dakika itibariylede herhangi bir mikrop kapma vakası görülmüyor.


Denize girilmediği zamanlarda bolca kumla oynandı.

Dönüş yolundada,öğle uykusu uyumadığından ve denizin verdiği yorgunluklada hemen uykuya daldı ve yol boyu uyudu.

Duru'nun ilk deniz maceresı sorunsuz ve çok keyifli bi şekilde atlatıldı.Bu yaz tatil planı olmadığına göre, sıkça tekrarlarız gibi görünüyor :)

HEPİNİZİN MİRAÇ KANDİLİNİ KUTLAR,HAYIRLARA VESİLE OLMASINI DİLERİM...

Cuma, Temmuz 02, 2010

Rahat Bırakın Yav

- ben : anne sakız verme sürekli yutuyor ve yenisini istiyor

- k.v.  :bi tane vereyim başka yok (külahıma anlat)

- duru : yuttum anane(babane) sakız istiyom

- k.v. : tamam bu son ama

bikaç kez yutulur :(



- duru : dudu'da çay istiyoo

- ben : hayır anne lütfen

- annem :ee istiyo ama kızım çocuk bizemi baksın  (sanki çocuğu aç bıraktıkta karşısında kebap yiyoruz

vee şıırrrrtt çay doldurulur :(


Yahu ne zor büyüklerle çocuk yetiştirmek.Yalnız olduğumuz ve Duru'yu bırakacak kimsemiz olmadığı için bazen hayıflanırım ama şunuda itiraf edeyimki büyüklerle çocuk yetiştirmek çok çok zor(muş).Hele aynı evde yaşamayı düşünemiyorum bile.Tamam istisnalarıda vardır muhakkak ama ben henüz göremedim.

Kendi çocuklarına yapamadıklarını yada bilerek yapmadıkları herşeyi torunlarda uyguluyorlar.Bir anlamda kendilerini tatmin ediyolar.Biz kötü olmayı göze alıp bazı kurallar koymaya çalışıyoruz onların iyiliği için ama böyle olunca bikaç dakikada kural mural kalmıyor ve insanda sinirinden çatlıyor haliyle.Bizimkisi geçici bi durum olduğu için pek ses etmemeye çalıştım kırmamak adına.Neyseki bugün yolcu ettik ve ben tekrar yıkılan kuralları oturtmaya çalışacağım en baştan.

İşin kötüsü kendi annemde aynı şekilde davranıyor :( Neymiş efendim çocuk dediğin şeker yermiş.Yok bugün öğlen uyumasada olurmuş.30 derecede bile ayaklar üşürmüş çorap giyilmeliymiş v.s. v.s.
Tamam başımızın üstünde yerleri var ama azıcık rahat bıraksalar,birazcık sessiz kalabilseler keşke.

Neyse...

Doğum günümüz yaklaşıyor,hazırlık varmı ? Yok.

Ama kendini çok iyi ifade edebilen,sorular soran,sorulara bazen komik bazende şaşırtıcı cevaplar veren,bol bol teşekkür eden,azıcıkda mızmızlık yapan,istediği olana kadarda yapmaya devam eden,bazende  "taamam annee" diye callio misali hemen kabullenen bir minik hanım var evimizde.

İki haftadır Dede,babaanne,halalar,kuzenler tarafından bol bol öpüldü,sıkıldı,ısırıldı,beni gözü görmedi.Ama yarından itibaren yine bana kalacak.Ve sadece benim tarafımdan yapılacak herşey :)
Kıskandımmı ne ? :)